Metin Göktepe katledileli 30 yıl oldu

Devrimci-muhalif gazetecilik susmayacak!

Gerçek, egemenlerin onu gömmeye çalıştığı yerden her zaman ortaya çıkacaktır. Bu koşullarda önemli olan, o gerçeği topraktan çekip çıkarabilecek kadar cesur bir gazeteci olabilmektir.

  • Kızıl Bayrak yazıları
  • |
  • Güncel
  • |
  • 08 Ocak 2026
  • saat-icon
  • 07:54

1996 yılında, Türkiye'deki zindan katliamlarına bir yenisi eklenir. Milli Güvenlik Kurulu’nda alınan kararlar doğrultusunda, hapishanelerdeki devrimci tutsakları sindirmek ve onların o güne kadar ördüğü direniş hattını etkisizleştirmek için bir dizi saldırı başlığı gündeme gelir.

Bu kararlar gerekçe gösterilerek tutsakların görüş hakkı gasp edilir. Artan baskılara tutsaklar direnişle cevap verirler. Sermaye iktidarı ise katliamcı geleneğini sürdürerek direnişe saldırır. Devletin vahşi saldırısında, Orhan Özen, Rıza Boybaş, Abdülmecid Seçkin ve Gültekin Beyhan isimli devrimci tutsaklar yaşamını yitirir.

***

Metin Göktepe için bu katliamın halka anlatılması, sıradan bir haber takibi değildi. Ümraniye’de yaşananları, ölenlerin kimliğini ve bu katliamın sınıfsal arka planını emekçilere ulaştırmak, onun için bir görevdi. Evrensel gazetesindeki arkadaşlarına “Mutlaka ben izlemeliyim’’ diyerek Alibeyköy’e, cenaze törenine gider. Alibeyköy’e ulaştığında, polis barikatları sadece cenazeye gelenleri değil, gazetecilerin de gerçeklere erişmesini de engelliyordu. Metin ve yanındaki diğer gazeteciler durduruldu. Burada devletin “kurumsallaşmış” sarı basın kartı engeli devreye girdi. Metin’in devlet onaylı bir basın kartı yoktu. O, hapishane katliamının gerçeklerini net şekilde bilmek ve bunu emekçilere ulaştırmak istiyordu. Polis şefi ise Metin’in kimliğini öğrendiğinde “buna özel muamele” diyerek, onu gözaltına aldırır.

Gözaltına alınan binlerce kişiyle birlikte Eyüp Kapalı Spor Salonu’na götürülen Metin’e, burada sistematik bir şiddet uygulandı. Sermaye düzeninin bekçi köpekleri, Metin’in şahsında devrimci-muhalif gazeteci kimliğine saldırıyordu. Metin burada dövülerek katledildi ve salonun yakınındaki bir arsaya bırakıldı.

Metin Göktepe, kapitalist düzenin katlettiği devrimci-muhalif gazeteciler arasında ne ilk ne de son oldu. Düzen, kendisine tehdit olarak gördüğü gazetecileri baskı altına almaya çalıştı. Alamadıklarını ise ya keyfi olarak yıllarca hapishanede tuttu ya da katletti. Otuz yıl önce bunu bizzat polis üzerinden gerçekleştirdi, bugün ise elinde tuttuğu çeteler üzerinden gerçekleştiriyor. Metin’in katledilişinin otuzuncu yılı yaklaşırken Hakan Tosun’un iktidar beslemesi çeteler tarafından dövülerek öldürülmesi, düzen bekçilerinin gazeteciliği halen bir “tehdit” olarak gördüğünü, bir kez daha gözler önüne serdi.

Bugün sermaye iktidarı, gazetecilik mesleğini rant kapısına dönüştürmek istiyor. Medyada tam bir biat düzeni kuruluyor. Bu düzene biat etmeyenler ise sansür, soruşturmalar, davalar, tutuklamalar ve güvencesizlikle sindirilmeye çalışılıyor. Devrimci ve muhalif gazeteciliğin mirası, bu noktada bir pusuladır. Gerçek, egemenlerin onu gömmeye çalıştığı yerden herz zaman ortaya çıkacaktır. Bu koşullarda önemli olan, o gerçeği topraktan çekip çıkarabilecek kadar cesur bir gazeteci olabilmektir. Metin Göktepe bu tür gazetecilik geleneğinin önemli bir temsilcisidir.

S. Sancar