Amerikan emperyalizminin Venezuela’ya dönük gerçekleştirdiği saldırı ve Devlet Başkanı Maduro’nun kaçırılması, farklı ülkelerde farklı tepkilere yol açtı. Uluslararası hukukun tüm kurallarının pervasızca çiğnendiği bu açık haydutluğa karşı en cılız ve utanç verici tepkilerden biri saray rejiminden geldi.
Düne kadar Venezuela’yla “iyi ilişkiler” kurmakla övünen, hatta daha önce Maduro’yu “kardeş” ilan eden Erdoğan, bu ağır saldırı karşısında hâlâ tek kelime etmedi. AKP adına konuşanlar ise ABD saldırganlığına, özellikle de Trump’a söz söylememek için adeta kırk takla atıyor. Eleştiriler karşısında bir şeyler söylemek zorunda kalanlar ya içi boş, muğlak söylemlerle durumu idare etmeye çalışıyor ya da Ömer Çelik’in yaptığı gibi hamasi nutuklarla gerçeğin üzerini örtüyor.
Dışişleri Bakanlığı’nın ilk yaptığı açıklama, açık bir hukuksuzluk ve arsız saldırı karşısında yalnızca “itidal çağrısı” yapmaktan ibaretti. Bugün ise bu utanç verici tutumu, Ömer Çelik’in saldırıyı kınamak yerine Erdoğan’a ve AKP’ye methiyeler dizen sosyal medya paylaşımı tamamladı. Çelik, açıklamasında seçilmiş yönetimlerin meşruiyetinden, uluslararası hukuktan ve ülkelerin “siyasi tapusundan” söz etti, ancak Venezuela’ya yönelik haydutça saldırıyı kınayan tek bir cümle kurmadı. Üstelik, Trump’ı kızdırmamak için Erdoğan’ın hâlâ sürdürdüğü sessizliği “siyasi tecrübe” ve “kriz yönetme ustalığı” olarak sunma yüzsüzlüğünü gösterdi.
Venezuela’ya yönelik saldırı karşısında daha atak davranan, her zamanki gibi rejimin küçük ortağı Bahçeli oldu. Her meseleyi uysa da uymasa da “beka sorunu”na bağlayıp buradan birlik ve beraberlik çağrısı üretmeyi alışkanlık hâline getiren Bahçeli, “15 Temmuz 2016’da Türk milletinin iradesiyle sonuç alamayan ABD, bugün Venezuela’da benzer bir girişimde bulunmuştur” diyerek birbirinden farklı iki olayı zorlama biçimde yan yana getirdi. Böylece Venezuela’ya yönelik emperyalist saldırı karşısında saray rejiminin tutum alamaması gerçeği bilinçli biçimde geri plana itildi. Bunun yerine, rejimin kendisine mağduriyet devşirebileceği 15 Temmuz söylemi öne çıkarıldı. Bahçeli, CNN Türk’te yaptığı açıklamada Venezuela’nın “başka yönleriyle” değil özellikle bu eksende ele alınmasını istediğini gizleme gereği bile duymadı.
Bu ucuz analoji, Trump’a karşı doğrudan söz kurmaya cesaret edemeyen AKP çevrelerinde hızla karşılık buldu. Saray rejimi tarafından bir süredir ıskartaya çıkarılan ve yeniden oyuna dâhil olabilmek için fırsat kollayan Süleyman Soylu başta olmak üzere çok sayıda AKP’li, Bahçeli’nin bu zorlama benzetmesini büyük bir iştahla sahiplendi. “15 Temmuz’da durduğumuz yerdeyiz” paylaşımları AKP’li vekiller tarafından art arda servis edildi. Böylece AKP vekiller, bu saldırganlığa karşı söyleyecek bir şey bulmuş oldu.
Oysa saldırının gerçekleştiği saatlerde Cumhurbaşkanı Danışmanı Cemil Ertem, “Başkan Maduro’nun yanındayız! Bu haydutluk cezasız kalmamalı” diyerek açık ve net bir tutum ortaya koyduğu tweetini büyük bir hızla silmek zorunda kalmıştı. Atılan ve apar topar geri çekilen bu tweet, AKP iktidarının ABD emperyalizmi karşısındaki gerçek pozisyonunu bütün çıplaklığıyla ortaya koymaya fazlasıyla yeterlidir.
Saray rejimi, bir ülkenin kardeş dediği seçilmiş başkanı emperyalist bir operasyonla kaçırılırken bu saldırıyı kınamaya bile cesaret edememekte bu suskunluğu hamasetle örtmeye çalışmaktadır. Ömer Çelik’in iddia ettiği gibi bu tutum ne diplomasi ne de kriz yönetimidir, sadece emperyalizme kölece bağlılığın en çıplak göstergesidir.
Toplumsal meşruiyetini büyük ölçüde yitirmiş, yaşadığı derin yönetme krizini aşmak için Trump yönetiminden medet uman saray rejiminin içine düştüğü bu aciziyet elbette şaşırtıcı değildir. Ayakta kalma şansının, başta ABD olmak üzere emperyalist güçlerle kurduğu ilişkilere doğrudan bağlı olduğunu bilen AKP şefi, belki çıkıp birkaç hamasi nutuk atacaktır. Ancak hepsi bu olacaktır.
Venezuela’ya dönük saldırı, her şeyden önce emperyalist kapitalist sistemin artık hiçbir ölçü ve kural tanımadığını göstermektedir. Ukrayna savaşı ve Filistin soykırımının ardından yaşanan bu saldırı, kural tanımaz haydutluğun artık emperyalizmin istisnası değil, genel kaidesi hâline geldiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Dizginlerinden boşalmış bu saldırganlığı durdurabilecek tek güç, dünya işçi ve emekçilerinin ortak mücadelesidir. Türkiye işçi sınıfı ve emekçileri açısından atılması gereken en temel adım ise, emperyalist barbarlığın ülke içindeki işbirlikçisi olan sermaye sınıfından ve ona bağlı tüm düzen partilerinden hızla kurtulmaktır.
M. Ender