Donald Trump, İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği soykırımın sponsoru olmasına rağmen, 2025 Nobel Barış Ödülü’nün kendisine verilmesini istemişti. Gerçeklerle alay eden bu kibir ve küstahlık bir kez daha sahnede. Trump, bu kez İran’daki protestocuları korumak için Amerikan savaş makinesinin eli tetikte, hazır beklediğini ilan etti.
Tel Aviv’deki soykırımcı çetenin başı Binyamin Netanyahu, yılın son günlerinde Washington’daydı. Soykırım ve savaş suçlusu olarak aranan Netanyahu, 2025 yılında ABD’ye altıncı ziyaretini gerçekleştirdi. İki soykırım suçlusu, 30 Aralık’ta ortak bir basın toplantısı düzenledi. Netanyahu’ya övgüler dizen Trump, Suriye’de Alevilere yönelik soykırım gerçekleştiren, Dürzileri katleden HTŞ rejiminin başı Muhammed el-Colani’ye de saygı duyduğunu söyledi.
Netanyahu’nun esas gündemi, ABD emperyalizminin doğrudan katılımıyla İran’a karşı yeni bir savaş başlatmak için Trump’ı ikna etmekti. Basın toplantısında İran’ı tehdit eden Trump, söylemde Netanyahu ile hemfikir olduğunu ilan etti. “Ya diz çökersin ya da Amerikan-İsrail savaş makinelerinin saldırılarının sonuçlarına katlanırsın” denklemiyle İran’a yönelik yeni bir saldırı tehdidinde bulundu.
Trump-Netanyahu görüşmeleri sürecinde Tahran’da esnaf ve tüccarların protesto eylemleri başladı. Eylemlerin, soykırımcı ikilinin İran’a yönelik yeni bir saldırıyı tartıştıkları dönemde başlaması dikkat çekti. Bu durum, farklı spekülasyonlara da konu oldu.
Esnafın eylemi, sıradan bir protesto gösterisi şeklinde başladı. Buna rağmen MOSSAD hemen devreye girerek göstericilere destek verdiğini ilan etti. Soykırımcı çetenin bileşenlerinden bazıları da benzer yönde açıklamalar yaptı. Suriye’de Alevi katliamına sansür uygulayan medya tekelleri ile sosyal medya trolleri, İran’daki eylemlere ise bol bol yer verdi. Henüz eylemlerin çapı ve kapsamı konusunda bir açıklık yokken, “İran rejimi yıkılmanın eşiğinde” olduğu türünden abartılı analizler peş peşe geldi.
Gazze’de iki yıl devam eden soykırım sürecinde insan haklarını unutan, dahası soykırımcı İsrail’e destek veren Batılı emperyalistler, İran’daki eylemler üzerinden birden “demokrat” olduklarını hatırladılar. Bu riyakârlar takımı, Suriye’de katliamlar yapan HTŞ şefi Muhammed el-Colani’yi saraylarında ağırladıklarında da “demokrat” maskelerini çöpe atmışlardı. Şimdi ise çöplükte çürüyen bu maskeyi cilalayıp kendi çıkarları için kullanmaya çalışıyorlar.
Bu atmosferin en büyük “demokratı”, “barışçıl göstericilere” yalnızca destek vermekle kalmayıp, gerekirse Amerikan savaş makinesini “göstericileri korumak” için harekete geçireceğini ilan eden Trump oldu.
Trump, Truth Social adlı sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:
“Eğer İran, alışık olduğu üzere, barışçıl protestocuları vurur ve şiddetle öldürürse, Amerika Birleşik Devletleri onları kurtarmaya gelecektir. Silahımız dolu ve gitmeye hazırız.”
Gazze’de on binlerce çocuğu katleden İsrail’e istediği her silahı verdiğini “övünerek” anlatan Trump, bu silahları çok iyi kullandığı için Netanyahu’yu “takdir” etmişti. İsrail’in Gazze’yi yakıp yıkmasının, yüz bine yakın insanı katletmesinin sponsoru olan Trump, şimdi ise protestocuları korumak için göğsünü siper eden bir figür rolü kesiyor.
***
İran’da bir ekonomik krizin yaşandığı sır değildir. Derinleşen ekonomik ve sosyal sorunlara karşı gelişen toplumsal tepkilerin meşruluğu da tartışılamaz. Gerici İran rejiminin yalnızca ekonomik politikalarına değil, yıllardır sistematik biçimde sürdürdüğü baskı, zor ve ayrımcılık politikalarına karşı da biriken öfkenin, değişik vesilelerle sokağa taşması son derece anlaşılırdır. Şimdiki eylemlerin niteliğinden bağımsız olarak, son yıllarda İran’da protesto gösterilerinin süreklilik kazanması bu açıdan bir tesadüf değildir.
Asıl sorun, İran halklarını yıllardır ağır yaptırımlar ve kuşatma politikalarıyla yoksulluğa ve sefalet koşullarına mahkûm eden, dolayısıyla yaşanan ekonomik sorunlarda İran rejimi kadar sorumluluğu bulunan emperyalist-siyonist güçlerin, meşru halk tepkileriyle kurduğu ya da kurmaya çalıştığı kirli ilişkidir.
Ortadoğu’yu savaş, işgal ve kanla şekillendiren, kendi emperyal çıkarları önünde İran devletinin bölgesel etkisini bir engel olarak gören bu güçlerin, İran halklarının özgürlüğü ya da refahı gibi bir kaygısı yoktur, hiçbir zaman da olmamıştır.
Gerici İran rejimine karşı gelişen toplumsal tepkilerin, emperyalist-siyonist güçlerin hesaplarına eklemlenmesi, yalnızca İran halkları açısından değil, tüm Ortadoğu halkları açısından da daha büyük bir yıkım, daha fazla savaş ve daha derin bir istikrarsızlık anlamına gelecektir.
Emperyalist ve siyonist barbarlığın, barışçıl göstericilere sözde “destek” adı altında İran’ı pervasızca tehdit etmesi, bu güçlerin gerçek niyetlerini bir kez daha ortaya koymaktadır. İran işçi ve emekçilerinin, ezilen halklarının özgürlüğü, gerici rejime olduğu kadar, bölgedeki tüm gerici rejimlerin dayanağı olan emperyalist-siyonist saldırganlığa karşı yürütülecek mücadele içinde kazanılacaktır.