“Geçmişte izimiz, geleceğe sözümüz var!” şiarıyla düzenlenen Eğitim Sen 3. Kadın Kurultayı Ankara’da, 19-20-21 Aralık 2025’te, farklı illerden gelen 306 kadın delegenin katılımıyla gerçekleştirildi. Katılımcıların yaş ortalaması 35-50 yaş arasındaydı. Doğu bölgelerinden gelen kadınlar daha genç iken batıdan gelenler orta yaş grubuna daha yakındı. En genç ve en ileri yaştaki kadınlar Bağımsız Feminist Kadınlar grubunda yer alıyorlardı ve çoğunluğu akademisyendi. Katılımcıların en gençleri Vakıf Üniversiteleri’nde çalışan kadınlardı ve Eğitim Sen'in fahri üyeleriydi.
Kurultayda 6 başlık çerçevesinde 25 atölye grubu oluşturuldu. Önceden belirlenmiş olan bu başlıklar şunlardı:
1- Eğitim Politikaları, Ayrımcılık ve Cinsiyetçilik
2- İstihdam Biçimlerinin Dönüşümü ve Kadın Emeği
3- Aile- Beden Politikaları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği
4- Savaş-Göç-Barış Bağlamında Kadın Mücadelesi
5- Eşitlik, Özgürlük, Laiklik Mücadelesi ve Kamusallık
6- Sendikal Mücadelede Kadın
Kurultayın ilk günü atölye çalışmaları yapıldı. İkinci gün bu çalışmalarda metin haline getirilen raporlar okundu ve geç saatlere kadar tartışmalar devam etti. Üçüncü gün ise, tasnifleri yapan komisyon önergeleri divana sundu. Kurultay boyunca bilimsel, laik, anadilinde, cinsiyet eşitliğine dayalı kamusal eğitim hakkı talebi dile getirildi.
Kurultayda; büyük çoğunluğunu kadınların oluşturduğu anasınıfı öğretmenlerinin çalışma saatleri ve koşullarıyla ilgili özel çalışma yapılması; çoğu kadınlardan oluşan usta öğretici ve ücretli öğretmenlerin sorunlarını gidermek için sendikanın özel çalışma yapması; emekçi kadınların sendikal faaliyetlere katılmasının önündeki temel engellerden olan bakım hizmetlerinin kamusal kurumlarla çözülmesi için mücadele edilmesi; Toplumsal Cinsiyet Eşitliği konusunun MEB tarafından ders kitaplarında işlenmesi ve bilinçlendirme yapılması; ilk, orta ve lise seviyesindeki tüm öğrencilerin bir öğün yemek ve temiz su ihtiyacını karşılamak için kampanya yapılması gibi önergeler oy birliği ile kabul edildi.
Tüzük ve disiplin yönetmeliğini ilgilendiren önergelerin tüzük kurultayına kadar tartışılması ve olgunlaştırılması önergesi sunuldu. Bu önerge doğrultusunda eş başkanlık ve kadın meclislerinin özgün özerk olması için bağımsız bütçe ile ilgili önergelerin tüzük kurultayına kadar tartışılması kararı alındı. Bağımsız Feminist Kadınlar, disiplin yönetmeliğindeki bazı maddelerin değiştirilmesi için tüzük kurultayını beklemenin yanlış olduğunu savundular. Kadına yönelik şiddet vb. olaylarda disiplin soruşturmasında üç yıl sınırının kaldırılmasını, “zaman aşımı olmaz” prensibinin oy çokluğu ile kabul edilmesini sağladılar.
Sunumlar yapılırken -atölye raporlarının metinlerinde “jineloji” kavramının kullanılmasına ilişkin yapılan itiraz dışında- yukarıda belirtilen ilk beş başlıkta Eğitim Sen'li kadınlar ortak bir siyasal bakış ve dil yakaladılar. Bu, sendikalı kadınları güçlendiren bir zemin sağladı.
“Sendikal Mücadelede Kadın” konulu son başlık, farklı siyasal bakışların ortaya çıkmasına zemine hazırladı. DEMEP'li kadınlar, eş başkanlık sisteminin gelmesi, kadın meclislerinin özgün özerk olması ve bağımsız bütçe taleplerinde ısrar ettiler. DSD'li kadınlar, eş başkanlığın yeni bir iktidarlaşma yaratacağını belirterek, iktidarlaşmaya karşı yönetim yerine yürütme kurulları ve meclisler oluşturduklarını vurguladılar. EMEK Hareketi’nden kadınlar sınıf mücadelesi ve işyeri temelli örgütlenme konusunda ısrarcı oldular. Kendilerini “Bağımsız Feminist Kadınlar” olarak ifade eden kadınlar, kadın meclislerinin daha aktif ve kadın merkezli olabilmesi için bağımsız bütçe talebini öne çıkardılar.
Kurultay boyunca yapılan birçok tartışma, sendikal-siyasal grupların kendi politik çizgilerine uygun sendikal mekanizmaların oluşturulması için verdikleri mücadelelere sahne oldu. DEMEP'liler, anadilinde eğitim mücadelesinin sendikanın diğer bileşenleri tarafından yeterince sahiplenilmediğini birçok kez kürsüden ifade ettiler. Sınıf mücadelesini esas alanların, anadilinde eğitim mücadelesinin önem ve aciliyetini ve diğer taleplerle eşitleyerek öncelik vermediğini savundular. Eş başkanlık talebi ve kadın meclislerinin özgün özerk çalışması için bağımsız bütçe önerileri de kurultayın iradesi olarak kabul ettirilmek istendi.
Eğitim Sen'in tüzük kurultayına hazırlandığı bir süreçte, siyasal grupların kendi anlayışlarını ve onun mekanizmalarını sendikada var etmek için Kadın Kurultayı’nı bir araç olarak gördüğü apaçık ortadaydı. Sendikal mücadelede DEMEP'in elini güçlendiren bir araca dönüşmüş olan “Kürt illerindeki yeni üye sayıları”, Eğitim Sen'in toplamda kaybettiği üye sayıları dile getirilerek, sıklıkla vurgulandı.
***
Toplam eğitim emekçilerinin yüzde 6.29'unun örgütlü olduğu Eğitim Sen’in 82.986 üyesi var. Bunların 40 bini kadın eğitim emekçilerinden oluşuyor. 40 bin kadın emekçinin 306'sı bu kurultayda delege olarak söz, yetki ve karar alma hakkını kullandı. Ancak bu 306 kadın işyerlerinden ve şube kadın meclislerinden seçim yoluyla gelmediler. Tam da bu nedenle Eğitim Sen'e üye kadınları temsil etmiyorlardı. Bu kadınlar gönüllülük esasına göre ve kendi bireysel ve siyasal tercihleriyle kurultaya katıldılar. Yani sadece kendilerini ve siyasal anlayışlarını temsil etmekteydiler. Bununla birlikte kadın politikalarını belirleyen ve aldığı kararlarla Tüzük Kurultayı’na yön verecek olan Kadın Kurultayı’nın -seçim yapılsa bile 130 kadına bir temsilci düşeceği için- temsil gücü oldukça zayıftı. Böyle bir tablo grupların kendi siyasal eğilimlerini dayatmak için elverişli koşullar sundu. Sendikal çizgiyi belirleyecek konuları çoğunluğun gücüne dayanarak el kaldırıp indirilmesi biçiminde bir yöntemle kararlaştırmak, demokratik olmadığı gibi kadınların kolektif hareket etme zeminini de ortadan kaldırdı.
Kurultay boyunca kadın dayanışması sloganları atıldı ancak kadınlar, kendi siyasal gruplarının ihtiyaç ve taleplerine uygun bir tutum sergilediler. Kadın dayanışması yerine siyasal aitlik belirleyici oldu.
Siyasal anlayışlardan DEMEP, EMEK Hareketi ve Bağımsız Feministler kurultaya çok hazırlıklı gelmişlerdi. Bağımsız Feminist kadınların kadroları az olmasına rağmen bakışlarının kurultaya etkisi belirgin bir şekilde fark ediliyordu. Atölye raporları okunurken divan sürekli “sessizlik” ve “dışardakiler içeri gelsin” uyarısı yapmak zorunda kaldı. Bu durum bir yanıyla kurultayda sergilenen disiplini diğer yanıyla önceden çerçevesi çizilmiş konular dışındaki meselelerin emekçi kadınların ilgisini çekmediğini gösterdi. Zira, atölye raporlarında somut durumların tahlili yapılarak gerçekler çok iyi analiz edildi, talepler belirtilerek amaçlar çok iyi tarif edildi. Ancak amaçlara ulaşmanın yol ve yöntemleri konusundaki sorular cevapsız bırakıldı. Dolayısıyla “devam eden olumsuz tablodan nasıl çıkılır, talepler nasıl kazanılır” sorularına cevap yoktu.
Belki de kurultaydaki en ilginç ve “şaşırtıcı” gelişme, “Sendikamız Eğitim Sen; sendikal mücadelede sınıf mücadelesinin ilke ve yöntemlerini (hak verilmez alınır, fiili meşru mücadele ve bir mücadele programı çerçevesinde uzun soluklu ve kazanana kadar mücadele vb.) esas almalı, sendikal işleyişini ve mekanizmalarını sınıf mücadelesine hizmet edecek şekilde düzenlemelidir” önergesinin oy çokluğu ile reddedilmesi oldu.
Bu ret kararı sendikamıza yön veren eğilimlerin mücadele anlayışı ve siyasal kimliklerine dair net bir fikir vermesi bakımından önemlidir. Adında “emekçi” olan bir sendika, aslında fiili olarak uzun yıllardır sırtını çevirdiği sınıf mücadelesini, onun yol ve yöntemlerini resmi olarak ilk kez açık açık reddetmiş oldu! Kamu emekçilerinin fiili meşru mücadelesi içinde şekillenen Eğitim Sen'in yine sınıf mücadelesini esas aldığı dönemin yarattığı güç ve olanaklarla var olmuş kadın meclisleri ve onun politikalarını belirlemek için toplanan “Kadın Kurultayı”, kendi yaratıcısını ve varlık zeminini reddetmiş oldu! (Bu konuda daha çok söz söyleyeceğiz ancak şimdilik bu kadarıyla yetiniyoruz.)
***
Eğitim Sen 3. Kadın Kurultayı’ndan yansıyanlar göstermektedir ki, toplumsal dönüşüm sendikacılığı ile sınıf mücadelesini savunanların karşı karşıya geleceği önümüzdeki süreç, sendikamızın geleceği açısından çok kritik bir dönemdir. Bu dönemde biz sınıf sendikacılığı ve sınıf mücadelesinde ısrar edenleri bekleyen acil görevler bulunmaktadır:
Siyasal anlayışları ve onların ihtiyaçlarını merkeze alan değil; işyerlerini ve kamu emekçilerinin ihtiyaçlarını merkeze alan sendikal zeminler oluşturup, bu amaca hizmet eden toplantılar ve kurultaylar yapmak için mücadele etmeli, bu doğrultuda bir örgütlenme hattı örmeliyiz. Dolayısıyla Demokratik Eğitim Kurultayı’na ve Tüzük Kurultayı’na bu bilinçle hazırlanmalı ve müdahale etmeliyiz.
Sendika olarak ortak karar ve ortak tutum niteliği taşıyan temel konularda çoğunluğun gücünün değil çoğulculuk ilkesinin esas alınması, sendikal demokrasi için doğrudan demokrasi pratiğini harekete geçirecek kararlar verilmesi için mücadele etmeliyiz.
Sınıf sendikacılığında ısrar edenlerle yan yana gelmeli, bu ısrarı birlikte ve örgütlü bir tutuma çevirmeliyiz. Sınıf ve sınıflar mücadelesinin bilimsel adı olan tarihsel materyalizmin yerine konulmaya çalışılan ve bir siyasal çizginin (DEMEP'in) tarihsel, toplumsal, felsefik bakışı olan Jinelojinin sadece bir kavramsallaştırma olmadığının farkına varmalıyız. Amacının, sınıftan ve sınıf sendikacılığından vazgeçmek, toplumsal dönüşüm sendikacılığının tarihsel-felsefik zeminini yaratmak olduğu bilinciyle hareket etmeliyiz. Dolayısıyla Jineloji kavramının sendikal metinlere yerleştirilmesine karşı daha dikkatli olmalıyız.
Kamu Çalışanları Birliği
Ocak 2026