TÜSİAD şefinin açıklaması ve ötesi!

TÜSİAD ile AKP kimi zaman esasa ilişkin olmayan konularda karşı karşıya gelirler. Hatta TÜSİAD baronları, “ibreti alem olsun” diye adliye koridorlarında gezdirilirler. Ama sömürü düzeninin devamı konusunda tam bir anlayış birliği içinde hareket ederler.

  • Haber
  • |
  • Güncel
  • |
  • 02 Ocak 2026
  • saat-icon
  • 12:30

Sermaye baronlarının örgütü TÜSİAD yöneticileri, belli dönemlerde ekonomik ve siyasal gidişata dair görüşlerini ifade ederler. Bu tür açıklamalar bazen iktidarın şimşeklerini üstüne çekse de, özellikle ekonomi konusunda TÜSİAD’ın açıklama yapması ve görüşlerini dile getirmesi, sistemin önemli işleyiş mekanizmalarından biridir.

TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, geçtiğimiz hafta, TÜSİAD ve Koç Üniversitesi katkılarıyla oluşturulan “Ekonomik Araştırmalar Forumu”’nun düzenlediği “2026’ya Girerken Türkiye Ekonomisi” başlıklı konferansta konuştu.

Daha önce iktidara yaptığı sert eleştiriler nedeniyle kendini eli kelepçeli karakolda bulan Turan, ekonomi ve iktidarın politikaları konusunda pek toz pembe bir tablo çizdi.

2023 yılının Mayıs ayında başlayan dezenflasyon sürecinin sonuçlarının alınmaya başlandığını iddia eden Turan, 2026 yılında enflasyonla mücadelede tam bir başarı kazanılmadan sıkı para ve mali politikalarda rehavete kapılmama uyarısında bulundu.

“Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi bulguları, en zorlu sürecin geride kalmış olabileceğini gösteriyor.” Diyen Turan “Yine de sadece fiyat ve kur konuşmak eksik kalıyor. Küresel temayı kaçırmamalıyız.” Diye uyarılar yapmaktan kendini alamadı.

Bu açıklamaların esas amacı, AKP-MHP iktidarına sömürü ve kölelik çarkının dişlilerini daha da yağlamak için cesaret vermek ve iktidara olan desteklerini ortaya koymaktır. İşçi ve emekçileri, emeklileri ekonomik ve sosyal olarak yıkıma uğratan düzenin, tüm pervasızlığıyla yoluna devam edebilmesi için ortam hazırlamaktır.

AKP iktidarı, zaten tekelci sermaye baronlarının selameti ve rahatlaması için, zenginler kulübü TÜSİAD, MÜSİAD, TOBB gibi örgütlerin üyesi kapitalistler için her şeyi yaptı. İşçi sınıfını, emekçileri, emeklileri ezim, ezim ezdi. Kapitalistler, AKP iktidarı sayesinde palazlandıkça palazlandılar. İşçi sınıfı ise katmerli sömürüye, hak gasplarına maruz kaldı. Servet-sefalet arasındaki uçurum iyice derinleştirildi. İşçi sınıfı, kamu emekçileri, emekliler ülke tarihinde hiç olmadığı kadar yokluk, yoksulluk ve köleliğin kıskacına alındılar.

AKP iktidarı 24 yıldır işçi sınıfına kan kusturmaktadır. Kapitalistlerin sömürüde gemi azıya almalarını sağlayan Erdoğan AKP’si, tek adam rejimine geçişle birlikte işçi ve emekçilere kuyunun en dibini gösterdi.

Sermaye istedi, AKP iktidarı ucuz iş gücü piyasasında Türkiye’yi zirveye taşıdı. Bu sayede kapitalist tekeller semirdikçe semirdi. İşçilerin emeğini ucuzlatarak sermayenin karlarını büyütüp korumasının önünü açtı. Uluslararası sermayenin ise ülkeye akın etmesi için çırpınan AKP iktidarı, yandaş kapitalistlerin olduğu kadar TÜSİAD’ın da siyasi temsilciliğini yaptı, yapıyor. Bu nedenle TÜSİAD yöneticisi uygulanan ekonomik program üzerinden yaşadığı mutluluğu dile getiriyor.

Dinci-faşist rejimin destekçisi, çürümeye yüz tutmuş TÜSİAD baronları, kapitalist sistemin yönetilemez hale gelen yapısal krizleri nedeniyle AKP iktidarına ihtiyaç duyuyor. İşçi sınıfının en küçük bir kazanım elde etmesini önlemek için AKP iktidarına ihtiyaçları var. Nitekim baskı ve zorbalığı “olağan” hale getiren tek adam rejimi, toplumu zapturapt altına alarak sermayeye “yürü ya kulum” demiştir.

TÜSİAD şefinin düzeldi dediği ekonomi, kendi sınıfsal ihtiyaçlarıyla ilgilidir. Zira AKP-MHP iktidarı işçi sınıfı ve emekçilerin örgütlülüğünün zayıflatılması, hak arama mücadelesine yabancılaştırılması, sadakadan medet umar duruma düşürülmesi, Kürt halkının ulusal özgürlük ve eşitlik mücadelesinden vazgeçirilmek istenmesi, demokratik Alevi hareketinin bazı soysuzlar eliyle yolundan saptırılmaya çalışılması için her şeyi yaptı. Bu sistemli saldırılara rağmen mücadele yolunu seçen emekçilerin muhatabı ise, gözü dönmüşçesine saldıran kolluk kuvvetleri olmaktadır.

TÜSİAD başkanı emekçilerin yaşadığı ekonomik sosyal yıkımı pahasına Saray rejiminin uyguladığı yıkım programını alkışlıyor. Toplumsal muhalefetin dinamiklerini ezmek amacıyla yürütülen pervasız saldırılara sessiz kalıyor. Yani destek veriyor. Emekçiler üzerindeki baskıyı arttıran özelleştirme, taşeronlaştırma, sendikasızlaştırma, toplu tensikat gibi saldırıları selamlıyor. Saray rejiminin 2026 yılında da aynı çizgide yürümesini istiyor.

TÜSİAD ile AKP kimi zaman esasa ilişkin olmayan konularda karşı karşıya gelirler. Hatta TÜSİAD baronları, “ibreti alem olsun” diye adliye koridorlarında gezdirilirler. Ama sömürü düzeninin devamı konusunda tam bir anlayış birliği içinde hareket ederler. Krizin faturasını emekçilere ödetmek konusunda en ufak bir farklı yaklaşımları yoktur.

TÜSİAD, MÜSİAD, TOBB ve bilumum asalak kodamanlar sınıfsal çıkarları gereği, emekçiler lehine olan her gelişmeyi baltalamak isterler. Bundan dolayı emeğin korunması uğruna geliştirilen mücadelenin ezilmesi için iktidara destek verirler. Zira işçi sınıfının her kazanımı, kapitalistlerin artı-değer yağmasından aldıkları payı azaltır. Terazinin işçi sınıfına ait kefesindeki payın artması, ancak sermayenin kefesindeki payın azalmasıyla mümkündür.

Kapitalist sistemin ürettiği ekonomik ve sosyal yıkımları engellemek, ancak işçi sınıfının sermaye sınıfına karşı dişe diş mücadelesiyle mümkündür. Dolayısıyla işçi sınıfının önünde iki seçenek bulunmaktadır: Ya bu vahim gidişata sessiz kalarak kendisiyle birlikte toplumun barbarlık içinde çöküşüne göz yumacak ya da sömürü sistemine karşı emeğin özgürleşmesi mücadelesini yükselterek kurtuluşun yolunu açacaktır.

H. Yağmur